I. GİRİŞ

 

Gelişmiş ülkelerde 1970 yılında başlayan özelleştirme programları sonucunda elektrik reformları bu ülkelerde bugün nerdeyse tamamlanmıştır. Serbestleşen elektrik piyasası, düzenleyici birimler ve elektrik ticaretinin kolay hale gelmesi elektrik piyasasını tarihte olmadığı kadar rekabetçi bir hale getirmiştir.[1] Tarihsel süreç içerisinde doğal tekel olarak düşünülen elektrik sektöründe de küreselleşmenin hakim olmasıyla birlikte, 1980 yılından itibaren az gelişmiş ülkeleri de kapsayan bir yeniden yapılanmaya ve yoğun bir özelleştirmeye başlanmıştır. Günümüz itibariyle pek çok ülkede elektrik reformları ve özelleştirmeler yapılmaya devam edilmektedir.

Genel itibariyle bu reformlar, özel sektör katılımı ve yatırım seviyesini arttırmak, dolayısıyla dikey entegrasyonla kamu kurumlarının ağırlığını azaltmak amacıyla tasarlanmıştır. Ancak, bu reformlar çok farklı özellikler sergilemektedir. Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika gibi ülkelerde sadece elektrik enerjisi üretiminde özel sektör yatırımı uzun vadeli tedarik sözleşmeleriyle teşvik edilmiştir. Kolombiya, Salvador, Kazakistan, Yeni Zelanda gibi ülkelerde dikey ayrıştırma yapılmış, ancak bazı faaliyetler özelleştirilmiş, İngiltere, Şili, Arjantin gibi ülkelerde ise tüm sektör özelleştirilmiş ve rekabetçi piyasalar tesis edilmiştir.[2]

Bu yazımızda öncelikle elektrik piyasasında reform konusunda bilgi vereceğiz. Daha sonra elektrik özelleştirmesi ve reform yapan ülkeler üzerinde duracağız. Örnek olarak ABD ve İngiltere gibi iki gelişmiş ülkedeki elektrik özelleştirmeleri ve reform çalışmaları üzerinde duracağız. Ayrıca gerek coğrafi koşulları, nüfusu, gelişmişlik düzeyi vb. bazı unsurları ülkemize çok benzeyen Arjantin üzerinde duracağız.

II. TEMEL KAVRAMLAR

Elektrik reformları ve özelleştirmeler genellikle üretim, iletim ve dağıtımın özelleştirilmesi şeklinde olmaktadır. O nedenle öncelikle bu üç kavramın açıklanmasında fayda görmekteyiz.

 

Üretim; enerji kaynaklarının, elektrik üretim santrallarında elektrik enerjisine dönüştürülmesini ifade eder. Üretim faaliyetini, Elektrik Üretim A.Ş (EÜAŞ), bağlı ortaklıkları, özel sektör üretim şirketleri, otoprodüktörler ve otoprodüktör grupları gerçekleştirilir.

İletim; Elektrik enerjisinin gerilim seviyesi 36 kV üzerindeki hatlar üzerinden naklini ifade eder. Piyasada iletim faaliyeti Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından yürütülür. İletim varlıklarının mülkiyetine sahip bir kamu şirketi olan TEİAŞ aynı zamanda sistem işletmecisi ve piyasa işletmecisi olarak faaliyet göstermektedir.

İletim tesisi: Üretim tesislerinin 36 kV üstü gerilim seviyesinden bağlı olduğu noktalardan itibaren iletim şalt sahalarının orta gerilim fiderleri de dahil olmak üzere dağıtım tesislerinin bağlantı noktalarına kadar olan tesislerdir.

 

Dağıtım; Elektrik enerjisinin 36 kV ve altındaki hatlar üzerinden naklini ifade eder. Dağıtım faaliyeti Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ), bağlı ortaklıkları ve özel sektör dağıtım şirketleri tarafından lisanslarında belirtilen bölgelerde yürütülür.

III. ELEKTRİK PİYASASINDA REFORM

Piyasasının büyümesi ihtiyaçların artması ve elektrik sektöründeki aksaklıkları gidermek için bazı reformlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bir elektrik reformunun adımlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.[3]

  1. i.Öncelikle açık, anlaşılır bir mevzuat oluşturulmalıdır.
  1. ii.Çoğu reform sektörde yapısal bir dönüşüme ihtiyaç duyar. Bu anlamda üretim, ve dağıtım birbirinden ayrılmalıdır. Böylece üretim, iletim ve dağıtım bir yapı içerisinde ayrı firmalara yaptırılabilir.
  1. iii.Dağıtım işi düzenlenir. Özelleştirme yapılmak istendiğinde, özelleştirmeye dağıtımla başlanır. Zira dağıtım hem para toplanması hem de enerji kaybının azaltılması açısından önemlidir.
  1. iv.Üretim çeşitli bölümlere ayrılır. Üretimi, birden fazla şirketin rekabetçi bir biçimde yapması sağlanır. Burada kritik konu rekabet için gerekli firma sayısıdır. Bu sayı ülkeye ve piyasaya göre değişir.

Şuna dikkat edelim ki; özelleştirme reformun ayrılmaz bir parçası değildir. Norveç enerji reformunu özelleştirmesiz halletmiştir. Norveç’te hakim unsur ve sahip devlet olmasına rağmen sektör piyasa koşullarında işlemektedir. Ayrıca hemen şunu belirtelim ki, yukarıda saydığımız adımlar genel adımlardır. Yoksa reform her ülkenin öznel koşulları içerisinde farklılık arz etmektedir.[4]

 

Elektrik sektöründe yeniden yapılanmanın temel mantığı şu şekilde ifade edilebilir: Elektrik sektörünün üretim ve perakende satış bölümleri ölçek veya kapsam ekonomilerinin yoğun olmadığı bölümlerdir. Özellikle son yıllarda teknolojideki gelişmeler, üretimdeki etkinlik ölçeğinin küçülmesine yol açmıştır. O yüzden üretim ve perakende satış bölümlerinin tekel olarak örgütlenmesine gerek yoktur ve üretim rekabete daha kolay açılabilmektedir. Buna karşılık iletim ve dağıtım hizmetleri ise doğal tekel niteliklerini korumaya devam etmektedir, ölçek ekonomileri bu bölümlerde birden fazla şirketin barınmasını imkansız kılmaktadır. Dolayısıyla bu faaliyetler ulusal veya bölgesel tekeller biçiminde örgütlenmeye devam edecektir.[5]

Elektrik sektöründe reformun temel amacı elektriğin üretiminde ve tüketiciye iletilmesinde daha fazla rekabet sağlamak dolayısıyla daha ucuza daha kaliteli hizmet sunmak olarak açıklanmaktadır. İletim ve dağıtım faaliyetlerinin batık maliyetleri çok yüksektir. Ayrıca hiçbir ülkede ve coğrafyada birbirine paralel iletim ve dağıtım şebekeleri yoktur. Bu nedenle elektrik iletim ve dağıtımı doğal tekel olarak kabul edilmektedir. Bu durumda elektrik sektöründe piyasayı düzenleyici özerk kurumların varlığına ve onların yapacağı etkin gözetim ve denetime ihtiyaç duyulmaktadır.

Ayrıca özelleştirme ve liberalizasyon (serbestleştirme) arasında birebir bir ilişki yoktur. Burada özelleştirmenin bir amaç değil liberal piyasayı tesis etmek için bir araç olduğunu vurgulamakta fayda görmekteyiz. Liberal bir piyasayı kamu mülkiyetinde bulunan üretim, iletim ve dağıtım varlıkları ile gerçekleştirmeye çalışan ülkeler olduğu gibi önce özelleştirmeyi tamamlayıp daha sonra liberalizasyonu gerçekleştiren ülkeler de mevcuttur.[6] Her ülkeye uygulanacak bir özelleştirme veya reform modeli yoktur. Her ülkenin kendine özgü sosyo-ekonomik ve coğrafi yapısı ile öncelikleri farklıdır. Bu durumda her ülke kendi elektrik reformunu kendi koşullarına göre yapacaktır.

 

IV. ELEKTRİK PİYASASI ÖZELLEŞTİRME VE REFORM ÖRNEKLERİ

1980 lere kadar elektrik üretim ve dağıtımı doğal tekel niteliğine haiz olarak düşünülüyordu. Bu nedenle diğer her tekel gibi elektrik piyasası kamu eliyle yürütülmüştür. Bilindiği gibi dünya sanayisi 1945 ten sonra çok büyük atılımlar göstermiştir. Sanayideki bu gelişme başta petrol ve elektrik olmak üzere enerji talebini oldukça artırmıştır. Talep artışıyla birlikte elektrik üretiminde de artış yaşanmıştır. Üretim artışı için de ülkeler elektrik üretim, iletim ve dağıtımı için çok büyük yatırımlar yapmışlardır.

Elektriğin sanayi için temel girdi olması, elektrik fiyatlarına siyasi müdaheleyi kaçınılmaz bir hale getirmiştir. Zira elektriği sanayiye ucuz sağlayan ülkeler sanayi de büyük bir rekabet avantajı elde etmişlerdir. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi elektrik üretimi çok büyük yatırımlar gerektirir. Ayrıca elektriğin de üretildiği ürüne göre bir girdi maliyeti vardır. Özellikle fuel oil ve doğalgazdan elektrik üretmek oldukça maliyetlidir. Ucuz fiyat, artan maliyet ve büyük yatırımlar kamu için çok büyük yükler getirmiştir. Artan yüklerle beraber Devletler bu yükten kurtulacakları çözüm yolları aramaya başlamışlardır.

Öte yandan 1980'li yıllarla özelleştirme bütün dünyada başlayan önemli bir politika olmuştur. Özelleştirme öncelikle kamuya yük getirdiğine inanılan kamuya ait imalat ve hizmet sektörlerinde uygulanmaya başlanmıştır. Zamanla özelleştirme tekel niteliği gösteren ve kamuya yük getiren sektörler için de çözüm olarak düşünülmeye başlanmıştır. Böylece elektrik sektöründe özelleştirme ve yeniden yapılanma politikalarına girişilmiştir. Sektörlerin doğal tekel niteliği özelleştirme ile birlikte regülasyonu gerekli kılmış ve uygulamalarda özelleştirme ile birlikte düzenleme (regülasyon) niteliği üzerinde de durulmuştur.

Elektrik piyasası reformları uygulayan çok sayıda model ülke mevcuttur. Bu ülkeler başta İngiltere olmak üzere, Arjantin, Şili, Norveç, İsveç, Yeni Zellanda, Avustralya, Şili, Portekiz gibi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdir. Bu çalışmamızda elektrik piyasası reformları önemli olan İngiltere, ABD ve Arjantin gibi ülkeler üzerinde duracağız.


A. İngiltere'de Elektrik Piyasası Reformu

1. Özelleştirme Öncesi Genel Durum

Özelleştirme denilince akla ilk gelen ülke İngiltere’dir. İngiltere uzun süre özelleştirme şampiyonu olarak anılmıştır. 1979 yılında Muhafazakar Parti’nin iktidara gelmesi ile birlikte özelleştirme İngiltere’nin en önemli sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Amaç devleti olabildiğince küçültmekti. İngiltere önce küçük işletmelerini elden çıkardı. Daha sonra sıra doğal tekellere geldi. Sadece elektrik değil doğal gaz, demiryolu, hava yolu taşımacılığı gibi sektörler de özelleştirme kapsamına alındı. Görüldüğü gibi, İngiltere’de elektrik reform programı özü itibarıyla tıpkı Türkiye’de olduğu gibi özelleştirmeden ibarettir.

Özelleştirme öncesi İngiltere ve Galler'de elektrik sektörü üç kurumsal örgütten oluşmaktaydı:[7]

 

Merkezi Elektrik Üretim Kurulu (CEGB): Toplam elektrik ihtiyacının yüzde 95'ini kendi üretim istasyonlarından sağlamaktadır. CEGB süper şebeke (super network) olarak adlandırılan iletim sisteminin maliki ve işletmecisidir. CEGB yasal olarak bölgesel şirketlere (RECS) elektriği temin etmekle sorumludur. Ayrıca, ülkedeki nükleer santralların kurulması, işletilmesi ve nükleer santrallarla ilgili AR-GE faaliyetleri CEGB tarafından yürütülmektedir.

Bölgesel Şirketler (RECS): İngiltere’de her biri 32 kV ve daha düşük gerilim seviyelerindeki dağıtım şebekeleri vasıtasıyla elektriği yüksek gerilim hatlarından son kullanıcılara dağıtmakla sorumlu, bağımsız, 12 adet bölgesel şirket mevcuttu. Bu şirketler, elektrik taleplerini planlamak ve karşılamakla yükümlüdürler.

Elektrik Kurulu (The Electricity Council): CEGB başkanı ve temsilcileri ile 12 bölgesel şirket başkanı ve sabit iki üyeden oluşan ve sektör boyutunda koordinasyonu sağlamak ve hükümete danışmanlık yapmakla sorumlu olan kuruldur.

 

2. Özelleştirme Süreci

İngiltere ve Galler’de elektriğin özelleştirilmesi için Şubat 1988'de Hükümet tarafından oluşturulan önerileri içeren Beyaz Kitap (The White Paper), 1989 yılında Enerji Kanunu olarak yasalaşmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun ile geleneksel olarak yüksek oranda entegre olmuş elektrik sektörü hem dikey hem de yatay olarak bölümlere ayrılmış ve CEGB'nin sektördeki tekelci yapısına son verilerek üç ayrı şirket olarak yeniden yapılanması sağlanmıştır.[8]

1990 yılına kadar ingiltere’nin elektrik ihtiyacı elektrik üretiminin büyük kısmını sağlayan ve ulusal iletim sisiteminden sorumlu olan CEGB tarafından sağlanıyordu. Özelleştirmeyle birlikte; dağıtıcılarla üreticiler arasında toptan bir piyasa olan havuz sistemi getirldi. Düzenleme ile üretim, National Power, PowerGen, British Energy ve Magnox şirketleri arasında bölündü. National Power ve PowerGen fosil yakıtlarla diğer şirketler British Energy ve Magnox ise nükleer yakıtla elektrik üretiminden sorumluydu.[9] Düşük volatajlı dağıtım 12 Bölgesel Dağıtım Şirketinin (RECS) mülkiyetinde kalacak şekilde yeni bir şirket olarak yapılandırıldı. İletim ise National Grid Company’nin sorumluluğuna verildi.

İngiltere sisteminde bütün üreticiler ürettikleri elektriği havuza satıyorlardı. Elektrik almak isteyenler havuzdan elektriklerini alıyorlardı. Böylece rekabetçi bir fiyat oluşturulmaya çalışılıyordu. Fakat havuzdaki fiyatlar mevsimsel, hava, kapasite ve ihtiyaç nedenleriyle çok hızlı dalgalanıyordu. Bu da sistemdeki riski çok artırıyordu. Alıcılar havuza başvurduklarında elektriği kendilerine en uygun fiyatı önerenden alıyorlardı. Ayrıca alıcılar bu sistemde talep edecekleri miktarı da belirtiklerinden üretim de talebe göre ayarlanabiliyordu.

İngiltere'de elektrik sektörünün özelleştirilmesi programı kapsamında üç adet satış gerçekleştirilmiştir. Bunlar sırasıyla 12 adet Bölgesel Elektrik Şirketinin satışı, National Power ve PowerGen şirketlerinin satışı ve iki İskoç firması Scottish Power ve Hydro Electric'in satışlarıdır.

1979 yılından 1990 yılına kadar gerçekleştirilmiş olan en büyük, en karmaşık ve kamu payının tamamen satıldığı bir özelleştirme olan 12 Bölgesel Elektrik Şirketinin satışı, Londra Borsasında gerçekleştirilmiştir. 12 adet Bölgesel Elektrik Şirketindeki kamu payının tamamen elden çıkarıldığı bu satışta, her şirketin hisse senedinin yaklaşık yüzde 2.4'ü çalışanlarına, yüzde 54.6 sı ise küçük yatırımcılara satılmıştır. Mart 1991'de National Power ve PowerGen üretim şirketlerinin yüzde 60'lık bölümleri Londra Borsasında halka arz yöntemiyle özelleştirilmiştir. Bu satışta Hükümet bölgesel elektrik şirketlerinin satış amaçları arasında yer alan küçük yatırımcıların teşvik edilmesi amacı dışına çıkarak, hedef alıcı grubunu kurumsal yatırımcılar olarak belirlemiştir.[10] Özelleştirmeler neticesinde, İngiltere'de nükleer elektrik üretimi hariç, üretimin tamamı, özel sektörce karşılanır hale gelmiştir.

 

3. Özelleştirme Sonrası

İngiltere’de elektrik enerjisi sektöründe özelleştirmenin temel amacı sektörü rekabete açmaktı. İngiltere'de, sektörün yapısı beş temel işlevden oluşmaktadır. Bu işlevler; üretim girdilerinin (yakıt) temini, üretim, iletim, dağıtım ve arz (elektriğin nihai müşteriye satışı) olarak sayılabilir.[11]

Yapılan reformlar neticesinde İngiltere ve Galler’de elektrik üretimi rekabete açılmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, birisi nükleer enerjiyle uğraşmak üzere, elktrik üretimi üç ayrı şirkete verilmiştir. Üç ayrı şirkete üretim tesislerine bağlı olan iletim ve dağıtımı yapacak şirkete lisans verme hakkı verilmiştir. Bütün bunlar “The White Paper”daki ilkelere uygundur.

Yeni yapıda, kamuya ait santraller özelleştirilmiş ve elektrik üretimi yeni özel firmaların girişine tamamen açılmıştır. Elektriğin toptan fiyatının regülasyona tabi olmadan piyasada belirlenmesini sağlayacak bir düzenleme de oluşturulmuştur. Yüksek gerilim ağının işletimi için ayrı bir tekel oluşturulup mülkiyeti özel sektöre devredilmiş, özel mülkiyetli bu tekelin faaliyetleri de regülasyona tabi kılınmıştır. Dağıtım ağı on iki bölgeye bölünerek her bir bölge için ayrı bir tekel oluşturulup mülkiyeti özel sektöre devredilmiştir. Yüksek gerilim ağının mülkiyetini de paylaşan bu on iki bölgesel özel mülkiyetli tekel şirketleri ayrıca regülasyona tabi kılınmıştır. Elektriğin tüketiciye ulaşımındaki son kademe olan ve perakende satış fiyatının belirlenmesi ile ölçme, faturalama, tahsilat gibi hizmetleri içeren arz kademesi de tamamen rekabete açılmıştır.[12]

Yeni yapıda rekabet üretim ve arzda oluşmakta, doğal tekel niteliği bulunan iletim ve dağıtımda ise rekabet, mevcut şebekenin rekabete katılan tüm taraflarca kullanımını düzenleyen bağımsız bir regülasyon sistemi tarafından sağlanmaktadır. Elektrik arz sanayinin etkin ve rekabete dayalı olarak çalışmasını sağlamak, 1989 yılında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde kurulan, “Elektrik Arz Genel Müdürlüğü (DGES)” nün sorumluluğundadır. Bu genel müdürlüğe yardımcı olmak amacıyla Elektrik Regülasyon Ofisi (OFFER) kurulmuştur. Ayrıca 12 dağıtım bölgesinde Tüketici Komiteleri (CC) oluşturulmuştur.[13]

Yeni sistemde elektrik, piyasada açık ticareti yapılan bir mala dönüşmüştür. Elektrik üreticileri ürettikleri enerjiyi sisteme vermek zorunda olmadıkları gibi pazarda satın alma ya da fiyat garantisi gibi güvenceler de sözkonusu değildir. Üreticiler pazar paylarını korumak veya artırmak için rekabet etmek zorundadırlar. Özelleştirme öncesinde elektrik fiyatının maliyete dayalı olarak belirlendiği elektrik sektöründe, özelleştirme sonrası tüketici ihtiyaçlarıyla yönlendirilen ve fiyatın piyasada oluştuğu bir yapı oluşturulmuştur.[14]

EPDK İngiltere’de yapılan özelleştirmelerin başarılı olduğu düşüncesindedir. EPDK düşüncesini aşağıdaki şekilde dile getirmektedir.

İngiltere'de 1990-1999 arası dönemde elektrik piyasasında gerçekleştirilen reform programı neticesinde, temel olarak elektrik fiyatlarında %55'lere varan oranda büyük düşüş sağlanmış bu bağlamda hem hane halkı için hem de sanayi sektörü açısından büyük maliyet tasarrufu sağlanmıştır. Öte yandan dağıtım sistemi arıza süresinde %63 oranında kısalma, zararlı emisyonlarda (CO2, partiküler atıklar vs) %23 ila %72 oranında azalma sağlanmış ve sistemin emre amade olma oranı %100 seviyesine çıkarılmıştır. Ayrıca yatırımların kamu kaynakları yerine özel sektörce yapılmasının sağlanması, elektrik hizmet kalitesinin yükseltilmesi, tüketicinin kalitesizliklerle karşılaştığında sorumlu muhatap firmalardan tazminat talep edebilmelerinin güvence altına alınması gibi hususlar reform uygulamalarının diğer başarılı boyutlarını oluşturmaktadır.[15]

 

Ancak EPDK gibi düşünmeyen yazarlar da vardır. Örneğin Thomas şöyle düşünmektedir.[16] İngiltere özelleştirmesinde Kalifornia sistemini model olarak almıştı. Tıpkı Kalifornia daki gibi İngiliz modeli de başarılı olamadı. Rekabet sağlanmak istendi ancak rekabetçi yapı elektrik alanına yatırımı çok riskli hale getirdi. Yatırımcılar yatırım yapmak istemediler. Perakende alanındaki rekabetçi fiyatlama umulanın aksine küçük tüketicilere değil sadece büyük tüketicilere yaradı.

Görüldüğü gibi özelleştirmenin başarılı olup olmadığı bakış açısına göre değişmektedir. Özelleştirme sonrasında ingiltere’de elektrik maliyetlerinin dolayısıyla da fiyatların düştüğü doğrudur. Ancak bu fiyat değişiklikleri küçük tüketiciye yansımamıştır. Ayrıca sektörde rekabet sağlanamamıştır. Bu nedenlerle Thomas İngiltere özelleştirmelerini başarısız bulmaktadır.

 

B. Arjantin'de Elektrik Piyasası Reformları ve Özelleştirmeleri

Arjantin; nüfusu, gelişmişlik düzeyi ve ekonomik yapısı yönünden Türkiye’ye benzemektedir. Hala pek çok iktisatçı Arjantin’in ekonomik programları ve ekonomi politikalarındaki duruma bakarak ülkemizle ilgili bazı sonuçlara ulaşmaktadır. Enerji sektöründeki koşulların ve ülkenin gerek coğrafi gerek ekonomik gerekse enerji üretimi ve ihtiyacının büyüklüğü açısından Türkiye’ye benzerliği nedeniyle, Arjantin’deki elektrik özelleştirmelerine bakılması gerekmektedir.

 

1. Özelleştirme Öncesi Genel Durum

Arjantin elektrik enerjisi sektörü, özelleştirmeden önce sektörün planlanmasından elektrik dağıtım hizmetlerine kadar bütünüyle kamu tarafından yürütülmekteydi. Yüksek orandaki dış borçlanma ve yüksek enflasyon nedeniyle, özelleştirme öncesinde elektrik sektörünün yeni santral yatırımlarını geleneksel kaynaklarla finanse edebilmesi mümkün değildi. Günlük birkaç saate varan elektrik kesintileri, mevcut santrallerin iyi işletilememesi, termik santrallerin atıl zamanlarının yüzde 50 seviyesine ulaşması, yeni santral yapımlarının ertelenmesi gibi nedenler sektördeki arz problemini ağırlaştırmıştır.[17]

Sektördeki arz problemi başta sanayi olmak üzere tüm ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiş ve ekonomik kalkınmayı engelleyici konuma gelmiştir. Kayıp ve kaçaklardaki artışlarla beraber, yüksek, ancak maliyeti bile karşılayamayan tarifeler sektörde verimliliğin çok düşük olduğunun göstergeleri arasında sayılabilir. Bütün bu gerekçeler ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz elektrik sektörünün özel sektör katılımına açılmasını zorunlu kılmıştır.[18]

 

2. Özelleştirme Süreci

Enflasyon ve istikrar programları Arjantin’in tarihinde oldukça eskiye gitmektedir. 60’lı yıllarda Arjantin de Uygulamaya konan çok sayıda program çeşitli sosyal ve politik nedenlerle başarısız olmuştur. Arjantin 1985 yılında Austral planını uygulamaya koymuştur. Bu plan başlangıçta iyi gitmiş ancak 1986’de çökmüştür.

Austral planının çökmesiyle Arjantin heterodoks politikalara dayalı yeni bir istikrar programını 1991’de uygulamaya başlamıştır. Bu programın adı konvertibilite programıdır. Heterodoks programların temel unsurlarından birisi de yapısal reformlardır. Yapısal reformların en önemli parçalarından birisi özelleştirmedir. Hazırlanan Ekonomik İstikrar ve Reform Programının bir parçası olarak geniş çaplı bir özelleştirme eylem planı açıklanmıştır. Elektrik, telekominkasyon gibi doğal tekelleri de kapsayan bir özelleştirme programı hızla hayata geçirilmiştir.

Arjantin, elektrik sektöründe yeniden yapılanma sürecine oldukça geç girmiştir. 1992 yılından sonra yapılmaya başlanan değişikliklerle sektörde dikey ayrıştırmaya gidilmiş, üretim ve dağıtım aşamalarını rekabet sokma arayışına girilmiştir.[19] Arjantin’de üretim, iletim ve dağıtım birbirinden ayrılmıştır.

Üretim kademesi için tam rekabet öngörülerek, İngiltere örneğinde gördüğümüz gibi, alım ve satımın gerçekleştiği bir toptan elektrik piyasası oluşturulmuştur. Üretim tesisleri büyük ve ayrı şirketlere bölünmüştür. Her şirket farklı kişi ve kurumlara satılmıştır. Bu şekilde üretimde rekabet sağlanmaya çalışılmıştır.

Arjantin örneğini kendisinden önceki uygulamalardan ayıran nokta, üretici şirketlerin doğrudan ve dolaylı olarak kontrol ettikleri toplam pazar payının yüzde 15 ile sınırlandırılmasıdır. Ayrıca, sektörde dikey birleşmeler, yani üretici şirketlerin sektörün diğer kademelerindeki şirketlerle birleşmeleri, açık bir şekilde yasaklanmıştır. Yani rekabetin tesis edilmesinin yanı sıra devam etmesi hususuna da dikkat edilmeye çalışılmıştır. İletim aşamasında, Şili’de olduğu gibi, karşılaştırmalı rekabet aracılığıyla marjinal iletim maliyetlerinin daha düşük gerçekleşeceği beklentisi ile, ülke birden fazla iletim ağına bölünmüştür.[20]

Dağıtımda ise mevcut dağıtım işletmelerinin görev alanları, bölgelere ve illere ayrılmıştır. Üretim, iletim ve dağıtımın eş zamanlı olarak özelleştirilmesi amaçlanmasına rağmen dağıtım işletmeleri öncelikle özelleştirilmiştir. Üretimde ise önce termik santraller olmak üzere hidroelektrik ve diğer üretim tesisleri 1992 yılı sonuna kadar özelleştirilmiştir.[21]

Elektrik hizmetleri daha önce de değindiğimiz üzere; doğal tekel niteliğini haizdirler. Özelleştirmeler doğal tekel olan bir alanın rekabete açılması şeklinde yapılmaya çalışılmıştır. Arjantin bu amacı, sektörde sahiplik payını kısarak gerçekleştirmeye çalışmıştır. Arjantin’de yapılan yasal düzenlemeler neticesinde; herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş sektörde yüzde 15’ ten daha yüksek oranda paya sahip olamamıştır.

Arjantin elektrik reformlarını yaparken İngiltere’den etkilenmiştir. İngiltere elektrik piyasasına girişi serbestleştirmiş ve bu şekilde sektörde rekabet oluşturmaya çalışmıştır. Fakat İngiltere özelleştirmede erken pay sahibi olan büyük üretici şirketlerin pazar hakimiyetini bir türlü kıramamıştır. Ancak Arjantin’de herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş sektörde en fazla yüzde 15 oranında paya sahip olabilmektedir. Arjantin bu kural ile İngiltere’nin yapamadığını yapmış ve piyasada büyük şirketlerin hakimiyet kurmasını engellemiştir.

3. Özelleştirme Sonrası

Arjantin’de özelleştirme sonrası elektrik sektöründe dikey birleşme yasaklanmıştır. Hiçbir piyasa üyesi, üretim, iletim, dağıtım ve yük tevzi faaliyetlerinin birden fazlasında yer alamamaktadır. Özelleştirme sonrası tüketiciyi tekel yapı ve etkilerinden korumak üzere hizmet standartları yönetmelikleri hazırlanmıştır. Bu yönetmeliklerle hizmet standardı ve fiyat seviyesinde bir denge kurulması amaçlanmıştır. Karlılığın garanti kapsamında olmadığı düzenlemelerde işletme verimliliği esas alınmıştır. Özelleştirme sonrası yapıda piyasadaki muhtemel aksaklıkları önlemek amacıyla düzenleyici olarak faaliyet gösterecek olan Ulusal Regülasyon Kurulu, Yük/Tevzi Kurumu ve Elektrik Sekreterliği kurumları oluşturulmuştur.[22]

Özelleştirme sonrasında sektörün üretim kesiminde 20 adet özel üretim şirketi ile 5 adet yeni girişimci şirket ve birkaç küçük kamu santralı faaliyet göstermektedir. Sektöre komşu ülkelerden de uluslararası şebeke vasıtasıyla elektrik arz edilmektedir. Elektrik enerjisi sektöründe özelleştirme sonrası elektrik alış verişinin yapıldığı spot futures piyasaları oluşturulmuştur.[23]

Arjantin’de üretilen elektriğin yaklaşık %93’ünün ticareti Mercado Electrico Mayorista’da (MEM) yapılmakta ve geri kalanı Patagonya sisteminde (%6) ve diğer küçük izole sistemlerde (%1) alınıp satılmaktadır. Piyasa ve sistem işletmecisi olan Companía Administradora del Mercado Mayorista Eléctrico S.A. (CAMMESA), MEM’i işletmektedir. Üreticiler, dağıtım şirketleri ve büyük tüketiciler, MEM’de elektrik alabilmekte ve satabilmektedirler. CAMMESA’nın üç ana görevi vardır: (EPDK 2003: 4-5)

  • yük dağıtımını gerçekleştirmek;
  • sabit bedelleri tüm iletim maliyetlerini karşılayacak şekilde belirlemek;
  • yeterli yedek kapasite olmasını sağlamak.

Özelleştirmeden önce Arjantin'de günde 4-5 saate varan elektrik kesintileri yaşanıyordu. Elektrik sektörünün özelleştirilmesinden sonra, günlük elektrik kesintileri sona ermiştir. Ayrıca, özelleştirme sonrasında termik santrallerin atıl kalma süreleri azalmıştır. Şirketlerin elektrik üretimindeki sektör paylarının toplam elektrik üretiminin yüzde 15'i ile sınırlandırılması üretimde rekabetin ortaya çıkmasına neden olmuştur.[24]

Toptan elektrik satış fiyatında büyük düşüşler sağlanmıştır. 1994 yılı ortalarında elektrik satış fiyatı 1992 yılındaki tutarın yarısına inmiştir. Toptan fiyattaki düşüş tüketicilere de yansımış ve tüketicilerin kullandığı elektriğin fiyatı da düşmüştür, elbetteki bu düşüş her bölge de olmamıştır. Bazı bölgelerde fiyatlar yükselmiştir. Ancak ülke genelinde tüketici fiyatları inmiştir. Genel olarak, özelleştirme sonrası üretim, iletim ve dağıtım şirketlerinin karlılıkları da artmıştır. Üretimde elde edilen verimlilik kazançları kısmen elektrik alıcılarına yansıtılmıştır.[25]

 

Görüldüğü gibi; Arjantin elektrik reformu uygulaması İngiltere ve bir sonraki bölümde göreceğimiz ABD’nin aksine başarılı olmuştur. Bunda diğer ülkelerdeki hataları görerek farklı bir uygulamaya gitmeleri temel etken olmuştur.

 

C. Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Elektrik Özelleştirmesi

 

Yılların geçmesiyle birlikte teknolojideki ilerlemeler de dikkate alınınca Dünya da elektrik üretiminin bir doğal tekel olamayabileceği fikri yaygınlaşmaya başladı. Özellikle gaz tribünlerindeki gelişme neticesinde eskiye nazaran çok daha küçük ölçeklerde elektrik üreticileri ortaya çıkmaya başladı. Bu gelişmeler 1978 de Amerikan kongresini daha rekabetçi bir elektrik piyasası oluşturmaya zorladı. Yeni düzenlemeler ABD de öncelikle daha önce piyasalarını toptan satışa açmış olan kuzey kesimde başladı. İlk denemenin başarısından ve kendisinden daha ciddi adımlar atan Avrupa ülkelerinden etkilenen kongre 1992 de toptan satışın önündeki engelleri kaldırdı.[26]

 

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yürütülmekte olan elektrik sektörü reformu, birçok ülkedekinden farklılık göstermektedir. Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Enerji Arzının Güvenilirliği için Avrupa Stratejisine Doğru adlı Yeşil Kitapta (Gren Paper)[27] da belirtildiği üzere, ABD, Avrupa Birliği gibi elektrik piyasalarının rekabete açılması için tek tip bir hukuki çerçeveye sahip değildir.[28]

 

Bilindiği üzere, Avrupa Birliği mevzuatı pek çok sektör için özel ve genel bazı direktiflere sahiptir. Bu nedenle Avrupa Birliği ülkeleri, elektrik sektöründe yapacakları düzenlemeler için temel bazı direktiflere uymak zorundadırlar. Yine Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hepsi uniter devlet yapısına sahiptirler. Dolayısıyla elektrik düzenlemelerini ülke ve birlik çapında gerçekleştirmek zorunda kalmaktadırlar. ABD’de ise, her eyaletin kendisine has bir yasal mevzuatı ve hükümranlık alanı vardır. Dolaysıyla ABD eyaletleri elektrik piyasasındaki düzenlemeleri kendi insiyatifleriyle gerçekleştirebilmektedirler.

 

ABD elektrik piyasasını diğer ülkedekilerden farklı kılan bir diğer özellik de ABD’de nihai tüketicilerin elektrik piyasasına doğrudan bağlantısının olduğu durumlarda, hepsinin eşzamanlı veya çok kısa bir zaman içerisinde erişim (sağlayıcısını seçme) haklarına sahip olmalarıdır. ABD’de Avrupa Birliği ülkeleri, Avusturya ya da Yeni Zelanda’daki gibi tüketicilerin sisteme erişimi için uzun bir süreç gerekmemektedir. Ayrıca ABD reforma birçok ülke gibi kamu mülkiyetindeki elektrik pazarı ile başlamamıştır. Çünkü ABD’de mülkiyet özel ellerdedir, dolayısıyla elektrik piyasası reformunda kamu işletmelerinin özelleştirilmesi aşaması yoktur.[29] Şimdi ABD de yapılan bir özelleştirme olan ve büyük bir başarısızlıkla sonuçlanan Kaliforniya Elektrik Krizine değineceğiz.

 

1. Özelleştirme Öncesi Durum

ABD’de elektrik şirketleri dikey bütünleşmeye sahip ve devlet tarafından regüle edilen özel kurumlardı. Elektrik bu şirketler tarafından üretilmekte, iletilmekte ve dağıtılmaktaydı. Mart 1998’de yapılan düzenleme öncesi, elektriğin % 80’ni Pasifik Gaz ve Elektrik (PG&E), Güney Kaliforniya Edison (SCE) ve San Diego Gaz ve Elektrik (SDG&E) adındaki 3 büyük özel şirket sağlıyordu. Eyalet düzenleyicileri, şirketlerin uygulayacağı fiyatları belirliyordu.[30] Kısaca, elektriğin üretimi, iletimi ve dağıtımı yukarıda belirtilen 3 şirket tarafından yapılıyor, eyalet düzenleyicileri de uygulanan fiyatları kontrol ediyordu.

Bütün işletmeler dikey bütünlük içindeydi. Örneğin PG&E, kuzey bölgesinde üretim tesislerine, iletim ve dağıtım şebekelerine sahipti ve Kaliforniya Kamu İşletmeleri Komisyonunun (PUC) belirlediği fiyatlardan, kendi hizmet bölgesindeki perakende müşterilere elektrik satıyordu.[31]

Özel işletmeler, Kaliforniya Kamu İşletmeleri Komisyonu (PUC) tarafından düzenlenirken, yerel idareye ait işletmeler, kamunun bir parçası olduğundan, şehir konseyi tarafından kontrol ediliyorlardı. İşletmelerle diğer eyaletler arasındaki işlemler ise Federal Enerji Düzenleme Kurulunun (FERC) gözetimindeydi.[32] PUC sadece fiyatlar üzerinde değil, elektrik sektörünün her alanında yetkiye sahipti.

 

2. Özelleştirme Süreci

1990’ların başında, ekonominin gelişmesiyle birlikte elektrik talebi oldukça arttı. Artan talep sonucu, daha fazla kurulu güç kapasitesine ihtiyaç duyulmaya başlandı. Özelleştirmenin ilk adımları Kamu İşletmeleri Komisyonundan geldi. Cumhuriyetçiler tarafından atanan Komisyonun üyeleri, 1994’ten beri elektrik sektöründe devletin müdahalesinin kaldırılması görüşünü savunuyorlardı. Bunun sonucunda Komisyon yeni inşa edilecek elektrik santrallerinin özel sektöre ihale edilmesini kararlaştırdı ve 1995 yılında, yetkisi altındaki işletmelere (utilities), entegre tesislerini bölme talimatını verdi.

Böylelikle üretim, iletim ve dağıtım kısımları birbirinden ayrılacaktı. Bu kısımların kazanç ve maliyetleri şeffaf olacaktı. Ayrıca olası bir özelleştirmede bölünmüş olan bu kısımlar daha kolay satılacaktı. Komisyon tarafından fiyatlama sitemi değiştirildi. Fiyatlama, maliyet esasına göre değil piyasaya göre belirlenecekti.[33] Mevcut elektrik üretim işletmeleri ve piyasaya yeni girecek işletmeler artık regüle edilmeyecekti. Ürettikleri enerji yeni ve rekabetçi toptan piyasada satılacaktı.

Sonuç olarak, Kaliforniya’nın yeni elektrik piyasası oldukça politize bir süreçte, yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerce ve etkisiz bir piyasada çıkar sağlayacak aracılar tarafından yapıldı. Elektrik piyasasında o ana kadar görülen en karmaşık sonuç ortaya çıktı. Toptan fiyatlar düzenlendi fakat perakende fiyatlar düzenlenemedi. Böylece elektriği kullanacak müşterinin seçme hakkı kalmıyordu. İşletmelerin enerji üretim tesislerinin çoğunu satmaları gerekiyordu. İşletmelerin elektrik tedarikçileriyle uzun vadeli sözleşme yapmaları yasaklanıyordu. İşletmeler elektriği spot piyasadan almak zorundaydılar.[34]

İşletmelere, üretim tesislerini, piyasadaki yeni enerji şirketlerine satmaları için güçlü teşvikler verildi. Sonuç olarak, işletmelerin tamamı, enerji üretim tesislerini diğer özel firmalara sattılar. Yeni sahipleri ve diğer elektrik üreticileri ve brokerler, elektriği, bilgisayar destekli piyasada (California Power Exchange) satmaya başladılar. Elektriğin bir kısmı da şebekeyi istikrarlandırma görevi üstlenen Kaliforniya Bağımsız Sistem Yöneticisine (Independent System Operator-ISO) satılıyordu. İşletmeler elektriği Enerji Borsasından (Power Exchange) almak zorundaydılar.[35]

 

İletim ve dağıtım sistemleri işletmelerin elinde kaldı. Fakat dağıtım sistemi regüle edilmeye devam edildi. İletim sistemleri işletmelerin mülkiyetinde kalırken, sistemin operasyonel kontrolü Bağımsız Sistem Operatörüne (ISO) verildi. Böylelikle iletim hatlarının kontrolü de yerel otoritelerden alınmış oluyordu.[36] Böylece özelleştirme sonrasında yerel idareye ve özel sektöre ait olan iki ayrı enerji sistemi ortaya çıktı.

 

3. Kaliforniya Elektrik Krizi

Elektrik kullanıcıları için sözleşme serbestliği getirilince; büyük endüstriyel tüketiciler kendi sözleşmelerini yaparak ucuz elektrik almaya başladılar. Fakat üreticiler özelleştirme sırasında yatırım taahhüdünde bulunmuşlardı. Bu da üreticiler için büyük bir maliyet anlamına gelmekteydi. Bu nedenle üreticiler elektrik fiyatlarını indiremiyorlardı.

Enron’un ve Duke Power’ın başını çektiği elektrik üreticileri piyasanın konut kısmına elektrik vermeyi bıraktılar. Büyük endüstriyel kuruluşlara ise elektrik satmaya devam ettiler. Sonuç olarak, hane halkı ve küçük işletmeler düzenlemelerden gerçek bir fayda elde edemedi. Piyasada gerçek bir rekabet var olmadığı gibi herhangi bir fiyat indirimine de gidilmedi. Perakende satışlar için vaat edilen rekabet başlamadan bitti.[37]

Uygulamaların ilk yıllarında elektrik şirketleri çok büyük karlar elde ettiler. Aşağıdaki tabloda elektrik üreticilerinin toptan elektrik fiyat artışları neticesi elde ettikleri karlara ilişkin veriler mevcuttur. Tablodan da görüleceği üzere, sektörde aşırı karlar oluşmuştur.

 

Üretim Tesisleri

    Pittsburg

  Long Beach

Moss Landing

Ormand Beach

Eski Sahibi

PG&E

SCE

PG&E

SCE

Yeni Sahibi

Southern

Energy

Dynegy Inc. ve

NRG Energy Inc.

Duke Energy

Reliant Energy

1999 Karı

21,6 milyon$

2,2 milyon $

49 milyon $

17,3 milyon $

2000 Karı

106,6 milyon $

18,3 milyon $

238 milyon $

90,5 milyon $

Artış Oranı

% 493

% 831

% 485

% 523

Kaynak: Financial Times Energy

Kaliforniya elektrik krizi bir tesadüf sonucu aniden ortaya çıktı. Kaliforniya’da 2000 yılı çok sıcak geçti. Bu da elektrik talebini aşırı artırdı. İnsanlar sisteme çok yüklendi. Üretim tesisleri bakımda olduklarından ihtiyacı olanlara elektrik verilemedi. Bütün dünyanın televizyonlarından izlediği bu kriz sonucunda Kaliforniya’da elektrikler kesildi. Bütün bir şehir elektriksiz kalmıştı. Şehrin metroları dahi işlemiyordu ve hiç kimse bir şey yapamıyordu.

İlk elektrik kesintisi 14 Haziran’da yaşandı ve toptan piyasada fiyatlar ciddi şekilde yükseldi. Haziran sonunda, fiyatlar, bir yıl önceki seviyenin on katından fazla arttı. Toptan elektrik fiyatları 2000 yılında, bir önceki yılın fiyatlarının 7 katıydı.[38] Bunun sebebinin gerekli yatırımların yapılmaması olduğu belirtiliyordu.

 

Bazı sektörlerdeki fabrikalar, önceden yaptığı uzun vadeli sözleşmeler gereği ucuza aldıkları elektriği, üretimlerini durdurarak satma yoluna gittiler. Bu şekilde üretim yapmaktan daha fazla kar elde ediyorlardı. Üretim olmayınca fabrikalarda işten çıkartmalar başladı. Clinton yönetimi, krize tepki olarak acil durum enerjisinin (emergency powers) kullanılmasını ve diğer eyaletlerdeki üreticilerin Kaliforniya’ya elektrik satmasını istedi.[39]

Kaliforniya Kamu İşletmeleri Komisyonu (PUC) elektrik fiyatlarının neden yükseldiğini araştırmaya başladı. Sıcak hava tek başına toptan fiyatlardaki aşırı yükselmeyi açıklayamazdı. Kaliforniya son yaz aylarında benzer hava şartlarını yaşamıştı. Komisyon; fiyatların artmasının nedeni olarak elektrik şirketlerinin aşırı kar elde etmek için bir takım manipülasyonlar yapılmış olabileceğini ima ediyordu.[40]

Belediye işletmeleri ise, yeni düzenleme denemesinde yer almayı reddetmişlerdi. Doğru planlamalarla müşterilerine makul fiyattan elektrik sağladılar ve fazla elektriği de diğer üreticilerin fiyatlarından sattıkları için büyük kazançlar elde ettiler. Bunu da müşterilerine yansıttılar. Dahası, geleneksel varsayımların aksine, özel şirketler sübvansiyon alırken kamu kuruluşları hiçbir maddi katkı almadılar.

Bu durum, kriz içinde büyük bir başarı öyküsüydü. Bir yanda özelleştirilmiş ve dikey entegrasyonu bozulmuş bir sistem, diğer yanda ise hala bütünlüğünü koruyan bir kamu işletmesi vardı. Dikey bütünleşik kamu işletmesinin ortaya koyduğu performans özel sektörün performansından çok daha iyiydi.

 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Kaliforniya piyasası, diğer Amerikan piyasalarından daha fazla serbestleştirilmiştir. Diğer özelleştirme planlarında, kontrol tamamıyla özel şirketlerin eline bırakılmamıştır. Diğer yandan, diğer eyaletlerdeki düzenlemelerde de benzer sonuçlar alınmış, fiyatların yükselmesi engellenememiştir. Kaliforniya’daki çoğu kimse, serbestleştirmenin işlemediğini düşünmeye başladı. Hatta bazı kentler, elektrik işlerini tekrar yerel idarelerin kontrolüne alma imkanlarını araştırdı.[41]

 

Kaliforniya elektrik krizinden uluslararası düzeyde çıkarılan en önemli sonuçlar ise, üreticilerin gücü nedeniyle, serbestleştirmenin, sistemi istikrarsız hale getirdiği, işletmelerin düzenlenmesinin serbestleştirilmiş bir sistem üzerinde etkili bir kontrol sağlayamadığı, dikey entegrasyonun ve kamu mülkiyetinin ciddi avantajlar sağladığı ve enerji politikasının siyasi bir olay olduğudur.[42] Krizin arkasındaki temel sebep toptan satış bölümündeki piyasa hakimiyeti sorununa ve düzenleme sisteminin uygun olmayan müdahaleleridir.[43]

 

Sonuç olarak krizden anlaşılan odur ki, öncelikle elektrik gibi bir doğal tekelin, piyasa rekabetine açılamayacağı, dikey bütünlük gerektirdiği ve özelleştirmeye konu olamayacağıdır. Diğer bir ifadeyle, elektrik sektörünün özelleştirilmesi, tablomuzdaki verilerle daha önce gösterdiğimiz gibi, bir kaç büyük uluslararası özel şirkete servet aktarımından başka birşey değildir.

V. SONUÇ

1980 lerden sonra bütün dünyada enerji sektörünün özelleştirme çalışmaları hız kazanmıştır. Büyük şirketler, bazı küresel kurumlar ve gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelerin elektrik piyasalarını özelleştirmelerini ve çok uluslu şirketlere açmalarını istemişlerdir. Az gelişmiş ülkeler de bu sektöre yatırım yapmaktansa özelleştirmenin daha uygun olacağını düşünmüşlerdir. Fakat bu sektörde rekabete dayalı bir yapı oluşturmak mümkün değildir. Bu nedenle devlete düzenleyici ve denetleyici bir rol verilerek özelleştirmeler yapılmaya çalışılmıştır. Makalemizde verdiğimiz ülke örneklerinden de görüldüğü üzere, bunda da çok başarılı olunamamıştır.

Yoğunlaşan özelleştirme çabalarına karşın özel sektörün elektrik yatırımları sınırlı kalmıştır. Ülkemizde 1980 sonrasında elektrik üretim, iletim ve dağıtımının özelleştirmesi defalarca gündeme gelmiştir. Sadece üretimle ilgili bazı özelleştirmeler yapılmıştır. Bu özelleştirmeler genellikle Yap İşlet Devret ve Yap işlet modelleri çerçevesinde yapılmıştır. Ülkemizde elektrik sektörü özelleştirilmek istenmektedir. Fakat sektörün rekabetçi biçimde özelleştirilmesi zordur. Sektörün gözetim ve denetimi kolay sağlanamamaktadır. Elektrik enerjisinin iletimi ve dağıtımı doğal tekel niteliğini haizdir. Sektör aşırı kar elde etmeye müsaittir. Bu nedenlerle özelleştirme istenildiği ölçüde gerçekleştirilememektedir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

Akçollu, Yeşim F, “Elektrik Sektöründe Rekabet Ve Regülasyon” Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, Ankara, 2003

 

Atiyas İzak, Elektrik Sektöründe Serbestleşme ve Düzenleyici Reform. İstanbul: TESEV Yayınları

Fusaro Peter. Energy Risk Management. Mc. Graw Hill New York, 1998

Fusaro Peter and Jeremy Wilcox. Energy Derivatives Trading Emerging Markets. Energy Publishing Enterprises, New York. 2000

Güneş Cengiz. Enerji ve Altyapı Modelleri, Ankara: Ce-Ka Yayınları, 2002

Joskow P. L., “California Can Tame its Crisis”, Network Times, 2001

Kahn, M., Lynch, L., “California’s Electricity Options and Challenges: Report to Governer Gray Davis”, California Public Utilities Commission (CPUC), Ağustos 2,2000

 

Kulalı İhsan, “Elektrik Sektöründe Özelleştirme ve Türkiye Uygulaması”, DPT Uzmanlık Tezi, Ankara, l997

Myrna Alexander, Carlos Corti, Argentina’s privatization Program, Pundea’s publicia Buenos Airea

Porter David. “Modern Power Supply” EMO Elektrik Mühendisliği, sayı 392, s. 144

Telli Sertuğ, Kaliforniya Elektrik Krizi: Bir Özelleştirme Örneği. Ankara Üniversitesi Maliye Bölümü Kamu Ekonomisi Ders Sunumu, 2007

Thomas Steven (2004), Electricity Liberalisation: The Beginning of The End, www.psiru.org

Tooraj Jamasb (2006), Between the state and the market: electricity sector reform in devoloping countries, Utilities policy, 14.

Ünal Noyan Alper, Elektrik Piyasasının Yapısı. Ankara Üniversitesi Yayımlanmamış tez, 2007

Weinstein S., Hall D., “The California Electricity Crisis – Overview and International Lessons”, PSİRU (www.psiru.org), 2001

Wolak, F.A., “Diagnosing the California Electricity Crisis”, Elsevier Inc., 2003

 

Zengiboz Ünal, Elektrik Sektöründe Özelleştirme, Rekabet ve Regülasyon, Rekabet Kurumu Perşembe Konferansları. www.rekabet.gov.tr

 

Deloitte and Touche, “Nihai Dönemde Önerilen Piyasa Yapısı ve Dünya Piyasa Modelleri”, İstanbul, 2006

 

Deloitte and Touche,”Türkiye Elektrik Enerjisi Piyasası: Beklentiler ve Gelişmeler 2007” İstanbul, 2007

 

EPDK Dünyada ve Türkiye'de Enerji Piyasası Reformları EPDK Yayınları, Ankara, 2003

 

 

                                                                                                         

 

Burhan GÜNDOĞDU

                                                                                                             Hesap Uzmanı



* Vergi Dünyası Dergisi’nin Kasım 2008 sayısında yayınlanmıştır.

[1] Fusaro Peter and Jeremy Wilcox. Energy Derivatives Trading Emerging Markets. Energy Publishing Enterprises, New York. 2000 s.1

[2] Güneş Cengiz. Enerji ve Altyapı Modelleri, Ankara: Ce-Ka Yayınları, 2002, s.68

 

[3] Tooraj Jamasb (2006), Between the state and the market: electricity sector reform in devoloping countries, Utilities policy. S. 17-18

[4] Ibid.

[5] Atiyas İzak, Elektrik Sektöründe Serbestleşme ve Düzenleyici Reform. İstanbul:TESEV Yayınları s.30-31

[6] Ünal Noyan Alper, Elektrik Piyasasının Yapısı. Ankara Üniversitesi Yayımlanmamış tez, 2007 s.47-48

[7] Porter David. “Modern Power Supply” EMO Elektrik Mühendisliği, sayı 392, s. 144-145

[8] ÜNAL. Age. s. 52

[9] WILCOX & FUSARO, age. s. 109

[10] Kulalı İhsan, “Elektrik Sektöründe Özelleştirme ve Türkiye Uygulaması”, DPT Uzmanlık Tezi, Ankara, l997 s. 58-60

[11] Deloitte and Touche,”Türkiye Elektrik Enerjisi Piyasası: Beklentiler ve Gelişmeler” İstanbul, 2007 s.11

[12] Zengiboz Ünal, Elektrik Sektöründe Özelleştirme, Rekabet ve Regülasyon, Rekabet Kurumu Perşembe Konferansları. www.rekabet.gov.tr s. 107

[13] Deloitte and Touche,”Türkiye Elektrik Enerjisi Piyasası: Beklentiler ve Gelişmeler” İstanbul, 2007 s.12

[14] KULALI. Age. s. 62

[15] EPDK Dünyada ve Türkiye'de Enerji Piyasası Reformları EPDK Yayınlan, Ankara, 2003 s.15-16

[16] Thomas Steven (2004), Electricity Liberalisation: The Beginning of The End, www.psiru.org s.15

 

[17] KULALI. Age. s. 71

[18] ÜNAL. Age. s. 57

[19] ZENGİBOZ. Age. s. 111

[20] ZENGİBOZ. Age. s. 112

[21] Myrna Alexander, Carlos Corti, Argentina’s privatization Program, Pundea’s publicia Buenos Airea s. 58

[22] Deloitte & Touche, “Nihai Dönemde Önerilen Piyasa Yapısı ve Dünya Piyasa Modelleri”, İstanbul, 2006 s. 58

[23] KULALI. Age. s. 77

[24] MYRNA & CARLOS. Age. s. 64

[25] İbid.

[26] Fusaro Peter. Antoine Eustache ,Energy Risk Management. Mc. Graw Hill New York, 1998 s. 89-91

[27] Green Paper Towards a European Strategy for the Security of Energy Supply, COM(2000)769, 29.11.2000, Brussels.

[28] Akçollu, Yeşim F, “Elektrik Sektöründe Rekabet Ve Regülasyon” Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, Ankara, 2003 s. 56

[29] İbid. s. 57

[30] Telli Sertuğ, Kaliforniya Elektrik Krizi: Bir Özelleştirme Örneği. Ankara Üniversitesi Maliye Bölümü Kamu Ekonomisi Ders Sunumu, 2007 s. 5

[31] Weinstein S., Hall D., “The California Electricity Crisis – Overview and International Lessons”, PSİRU (www.psiru.org), 2001 s. 5

[32] Kahn, M., Lynch, L.,”California’s Electricity Options and Challenges: Report to Governer Gray Davis”, California Public Utilities Commission (CPUC), Ağustos 2,2000

[33] WEINSTEIN & HALL. Age. s. 7

[34] Joskow P. L., “California Can Tame its Crisis”, Network Times, 2001

[35] WEINSTEIN & HALL. Age. s. 8

[36] İbid.

[37] WEINSTEIN & HALL. Age. s. 9

[38] WEINSTEIN & HALL. Age. s. 11-13

[39] Wolak, F.A., “Diagnosing the California Electricity Crisis”, Elsevier Inc., 2003 s. 11

[40] TELLİ. Age. s. 11

[41] WEINSTEIN & HALL. Age. s. 21

[42] WEINSTEIN & HALL. Age. s. 4

[43] JOSKOW age.

Copyright 2011 DÜNYADA ELEKTRİK ÖZELLEŞTİRMELERİ. All Rights Reserved.
Joomla 1.7 templates by hostgator coupon